MANŞET

GURBETÇİLER

Metin Cangör

Metin Cangör

E-Posta : metincangor1@hotmail.com

Sevgili okurlar hani ''kanı bozuk'' dediklerimiz var ya.. onları kısacık hatırlayalım kimlerdi, ne oldular...Bilmeyenler bilsin ve öğrensin diye.  1961 yılında Almanya Marshall yardımı ile büyük bir kalkınma hareketine girdi. Almanya harpten çıkmış milyonlarca insan ölmüştü. İşçiye ihtiyaçları vardı. Eski dost Türkiye'yi unutmadılar. İtalyan, Yunan ve bazı diğerleri arasında Türkleri de aldılar. Komunist ülkeler kapalı idi, kapalı olmasa sanırım ordan da alabilirlerdi.

 Önce Türklerden büyük akın oldu. Sonra kolu veya bacağı olmayan sakat ve engellilerin de işçi olarak Almanyaya gittiği anlaşıldı. Bunun üzerine hemen Türkiye'de bazı yerlere İş ve İşçi Bulma Kurumları kanalı ile kontrol üniteleri kurdular. Burada işçi adayları muayene ediliyor engelli olup olmadığına bakılıyordu.  Bu vaziyette yüzbinlerce işçi Almanya daha sonra Hollanda, Belçika, Fransa gibi ülkelere gittiler. Bu işçilerin içinde büyük şehir görmemiş olup dağ köylerinden gelenlerde oldukça fazlaydı.

Zamanla bu işçiler bilhassa Almanya'da çoğaldılar zira o zaman vize yoktu. Herkes eşini, dostunu, akrabasını getirtti, evinde misafir etti ve iş buldu. 60'lı yıllarda Almanya'da herkesin isterse 10 iş yerinden 1 ini seçme lüksü vardı, o kadar boş işyeri mevcuttu.

 

Türk işçiler çalıştılar, başarılı oldular, para biriktirdiler. Altlarına araba aldılar. O sıralarda Türkiye sıkıntıdaydı, petrol sıkıntısı vardı, rüşvet hertarafı sarmştı. Zamanın Başbakanı Almanyaya gelip işçilerden Türkiyeye para göndermelerini istiyor 70 Cente mühtacız diyordu. Petrol karne ile veriliyordu.

 

Yaz aylarında onbinlerce Alman plakalı otomobil Avusturya, Yugoslavya, Bulgaristan üzerinden Kapıkule'den tatile Türkiye'ye geliyor ve döviz getiriyordu isimlerine ''Altın yumurtlayan tavuk'' deniyordu.  Kapıkule'de hepsi bir güzel soyuluyorlardı. Gümrük sanki vergi dairesinden daha hızlı çalışıyordu. Bu işçiler döndüklerinde olanları patronlarına veya Alman arkadaşlarına anlatıyorlardı.

 

O zamanlar bugünkü Sayın Cumhurbaşkanı belki 10-12 yaşlarında idi.  Bir gün Federal  Alman Emniyet Genel Müdürlüğü bana rica etti, ''eğer gidersen Türkiye'ye masrafını biz verelim şu Kapıkule'de olanları anla bilelim oradan büyük miktar uyuşturucu getiriliyor, birşeyler dönüyor'' dediler.  Kapıkule'de Bulgaristan'ın içine kadar zaman zaman 18 kilometre işçi araba kuyruğu oluşuyordu. Gaz ocaklarını çıkarmışlar çay pişirip yollarda çoluk çocuk bekleşiyorlardı vatanı ve ailelerini ziyaret etmek için.  Kuyrukta çok uzun saatler bekledikten sonra gümrüğe gelebildim. Gümrükçü önce hemen pasaportumu aldı ve içine eli ile ''gümrüğe tabii malım yoktur'' diye yazdı ve benden imzalamamı istedi. Rozet video kameraları çoğu insan daha hayal bile etmemişken tüm konuşmaları kayıt ettim.  İmzayı aldıktan sonra arabayı aramaya başladı. Bir karton Pall Mall Amerikan sigarasını almak istedi vermedim, çok bozuldu, başka hiçbir şey bulamadı kasıtlı olarak almamıştım. 

Türkiye'ye gelen bütün işçiler Kapıkule'de acımasız soyuldular, gözlerimle gördüm.  O zamanlar Türkiye'de Avrupa malı yoktu gümrükçüler işçilerden birçok mala kendileri el koyuyor ve tahminen günde 300.000 - 400.000 Alman Markı üzerinde rüşvet dönüyordu. (bu o zamana göre çok büyük bir para idi).  Bütün bu durumlar o zaman Adli Yardım talebi ile Türk Dışişleri Bakanlığına bildirildi ama hiçbir şey çıkmadı. Günlük gazetelerde yazdı ama en ufak değişiklik olmadı. Bu durum 12 Eylül 1980 yılına kadar bütün gücü ile devam etti.

Eşi ve 2 küçük çocuğu ile gelmiş olan bir işçinin getirdiği bazı şeylere el konmak istenmiş ve yüksek miktarda rüşvet istendiği için Kapıkuleden girmeden geri dönüp avazı çıktığı kadar Türk hükumetine küfür ettiğini gözlerimle görerek şahit olmuştum. Olay çıkarmamak ve dikkat çekmemek için hiç kimse ses çıkarmadı.

 

1980 yılına kadar Türk işçileri 2 yıl izin alıp Türkiye'de askerlik yapıyorlardı. Yanılmıyorsam  20 Kasım 1982 de Alman Dışişleri Bakanı Hans-Dieter Genscher Devlet Başkanı Kenan Evren ile görüştü. ''Biz 2 sene bir işçiye izin veremeyiz, kanunu hemen değiştirmezseniz askere giden işçilerin oturma ve çalışma müsaadelerini otomatik iptal ederiz, geri almayız'' dedi.  Bunun üzerine apar topar hemen dövizle askerlik kanunu çıkartıldı.  Askere gidecek olan işçi çocuklarına 15.000 Alman Markı askerlik bedeli ve üstüne bir de 2 ay Burdura gitmeleri de şartı kondu.. Bedel bugün dahi devam ediyor.  Bugüne kadar işçi çocuklarının Türkiye'ye gönderdikleri bedelli askerlik dövizlerini düşünseniz sanırım milyarlarla dolardır.

 

Diğer yandan Konsolosluklarda sıra alabilmek için sokaklarda yatıp kalkanlar, içerde hakaret görenler ne ararsanız yapıldı bu işçilere.  Hiçbir şey verilmedi, hep alındı...

 

Şimdikiler o zaman soyulan Türklerin torunları hep bunları duyarak büyüdüler.  Kalkıpta onlara kanı bozuk demeden evvel dönüp kendimize hiç bakmayalım mı?


İzlenme: 353
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR