MANŞET

BİN ÇİÇEKLİ BAHÇE ÇİÇEK AÇTI HER DALDAN…

Hatice ALTUNAY

Hatice ALTUNAY

E-Posta : marmarismanset@hotmail.com

Söze nasıl başlasam diye başlayan cümlelerin dibine kadar dolu bir testi olduğunu hepimiz biliriz. Ben de öyle doluluk içinde gömeçli bal gibiyim. Neden diyeceksiniz? Hani vardır ya yolumuza çıkan, yoluna çıkarılan insan ben onlardan biriyim. İbrahim Çenet de Adana’da benim yoluma çıkarılmış, tanıştırılmıştı. İçindeki bilgeliği dışa vuran bir insan olarak güçlü kimliği ile belleğimde kalan biri olarak yerini almıştı.

      İki yıl önce Toprağın Özgür Dili adlı seçkide yer almanın mutluluğu içindeydim. Hem şiir hem öykümle ilk on ikiye girmiş olmanın kıvancı içinde, çevremde kimler varsa dillendirmiştim. Çeşitli meslekler içinde ülkemizin dört tarafına dağılmış öğrencilerimi yarışmaya dâhil etmek için uğraş vermiştim. İnternetten alıp yalnızca sayfamda yarışma metnini paylaşmamış özellikle kalemi kuvvetli olanları iletilerden etiketlemiştim. Çok iddialı olmamakla beraber hem şiir hem öykü dalında eser göndermiştim.

   Gülümseyen Turkuaz adlı ortak kitabımızın yazarlarını harekete geçirmeye çalışmış, ancak Marmaris Belediyesinin Belediye Başkanı özel sekretaryasında çalışan, halkla ilişkiler konusunda deneyimli öğrencim Özlem Ertuğrul’u dâhil etmiştim yarışmaya. İkimiz ekip olarak hazırlıklara başlamıştık. Birlikte Bayır köyünü ziyaret ettik. Geçmiş günlerin izlerini konuştuk, doğal yaşam kaynakları, otlar ve onların damıtılmış yağları… Çocukluğumun hayıt yağını armağan olarak çoktan kapmıştım. Çocukluğumda özellikle goca Şaman ninem ne güzel anlatmıştı, uygulamıştı, ağrıyan yerimize göre çay,yağ hazırlamıştı. Ninemin öğretileri baskın olunca anam geride durmuştu. Ninem sonsuza göçünce, anamın da iyi bir otacı olduğunu fark etmiştim. Kızım ben ot çöp, yağ filan dedikçe “doktor “ diyordu. Midesine doktorların ilaçları derman olmayıp sığla yağına kalınca ve iyiliğini görünce otacı kesildi her otu araştırmaya başladı. Neyse, daldım gittim otacılık ormanına…

    Araştırmalarımız uç verdi filizlendi. İkimizin eserleri de araştırma ve öykü dallarında ödül aldı.

Özlem Ertuğrul Gül Ana adlı eseriyle araştırma dalında ikincilik, bendeniz de Defne Adın Kentte Yaşar adlı eserimle kısa öykü dalında üçüncülük ödülü aldık. Hani halk arasında söylenen söylence vardır ya boynuz kulağı geçer diye. Özlem ile öyle olduk ki bir anlamda gurur kaynağı olduk yaşadığımız mekânda.

   Bendeniz ilk kez Osmaniye’ye gidecek yolcu olmanın telaşı içindeydim. Özlem baba topraklarına gitmenin gururu içindeydi. Sayın İbrahim Çenet’in ısrarlı daveti üzerine bir gün de izin alıp Yola çıktım. Beni Osmaniye garajından aldılar Çardak köyüne  İbrahim Çenet’in malikanesine getirdiler. Biraz tepede, arkada dağların olduğu, yan tarafta dağdan getirilmiş doğal sudan havuzun olduğu, kurbağaların serenadının yoğun olduğu bir mekânda özlenen köyümüze gelmiş gibiydim.

Toprağa nasıl emek verilmişti. Yaşanılası ev neredeyse elliden fazla insan ağırlayacak kapasitedeydi. Anfi tiyatro basamakları yapılmış. İlk çağ tarihi simgeler, tanrılar, tanrıçalar tablolarda yansıtılmıştı. Burası bir kültür-sanat havası kokuyordu. Etiketler, kimlikler eşikten içeri her kim girdiyse dışarıda bırakılıyordu. Bırakamayan, ego düşkünlerine, diğerleri tarafından hafifçe dokunuluyor, onlarda içindeki insanı konuşturuyorlardı.

     İbrahim Çenet’in eşi bir yıl boyunca bugünler için hazırlık yapmıştı sanki. Kırma yeşil zeytin, siyah zeytinler bizzat yan cephedeki zeytinliklerinden toplanmış hazırlanmıştı. Konukseverlikleri bir başkaydı. Her gelen ev sahibiydi burada. Kimse kimseyi ağırlamak zorunda değildi. Herkes birbirine yardımcı oluyordu, işbirliği içinde onca insana kahvaltı, yemek, çay, kahve, su vb tüm gereksinimler imece ile karşılanıyordu. Şaşkındım. Gerçi ben eşimden dolayı Karaman’da kalabalık ailenin imecesine tanıktım. Hemen daldım mutfağa. Sanki her can bu ortamda yıllarca birbirini tanıyor, seviyor ve kucaklıyordu. Kime sorsam biz de yeni geldik, kimseyi tanımıyoruz oluyordu cümleleri. Gönlün sığdığı yere her şey sığar.”dedikleri burada olsa gerekti. Kimse kimseden ağırlama, uğurlama beklemiyor, herkes lokomotifin parçası olmaya gayret ediyordu.

      Yeni tanışmalar içinde insan kokusu, insan sıcaklığı… Niye normal zamanlarda başaramayız ki dilimizde ağı mı var anlamış değilim. Hele iktidar sahipleri perdeyi niye alçaltmaz ki… Egolarını, mevkilerini göğe çıkaran insancıklar. Jack  London’un Martin Eden romanındaki baş kahraman gibiydi. Ben de çok mu doluyum ne sayın İbrahim Çenet gibi sağanaktır sözcüklerim.

    Öğrencim Özlem geniş zamanlar umuyordu olmadı ödül töreni günü Çardak’ta olabildi. Ödül töreni anında yüreğimiz kuş olup uçacak gibiydi. Aynı alanın içinde hem öğretmen olmam hem de öğrencimin olması,  içimde dayanılmaz hafif pamuk bulutlar yüzdürüyordu. İkimizin de yeryüzüne değmiyordu ayakları. İkimiz de “İnce Memed” heykelini aldık saygı belgesiyle birlikte. Bizi tanıtan bilge kişi İbrahim Çenet heyecandan sesi titriyordu. Yaşar Kemal’in insan sevgisi hepimizi sarmış gibiydi.

       Ödül töreninde arada şiirler okundu ki Ataol Behramoğlu’nun içimden geçirdiğim şiirini (Türkiye Üzgün Yurdum Güzel Yurdum) bizzat kendisi okudu. Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var şiirini sunucu Gürsel Fırat okudu. Marmaris anılarımız bu şiirle canlandı.

      Özgür film,kısafilm, halk bilim araştırma, kısa öykü, şiir dallarında ödül töreni uzun sürdü.Özgür insan ödülü Ataol Behramoğlu’na verilmişti.Ataol Behramoğlu kızıyla gelmişti onur vermişti bizlere.

      Ödül töreni sonrası türküler okundu, fıkralar anlatıldı, yöresel giysileriyle yöre kadınları semah döndü. Yazar arkadaşlarımız hoş anılarını bizlerle paylaştı. Öğrencim akşam yemeğinden sonra Niğde yolcusu olacağından dolayı aramızdan erken ayrıldı. Belgesel filmi izleyemedi. Ataol Behramoğlu aramızdan geç ayrıldı o da anfiden filmi izledi.

     Özlem bir anda tahmininin üstünde yazar dostlarla tanıştı. Telefonlar, adresler alındı, bazılarının bitkiler alanı olduğu için çok ilgilendiler öğrencimin araştırma eseriyle. Bir anda İbrahim Çenet ve yazar çevresiyle, memleketimizin dört bir bucağından insanların bir amaç içinde buluşmalarına tanık olması ondaki yazma tutkusunu iyice kamçılamıştı.”İyi ki öğretmenimsiniz. İyi ki sizi dinledim geldim. İyi ki İbrahim Çenet gibi yüce bir değeri tanıdım….”deyişi evrene karıştı.

     Bizler aynı masada sohbetlerimizi büyüttük. Yarın Yaşar Kemal’in evine, müzesine gidilecekti. Bekle bizi Kadirli ! Bekle bizi Hemite!


İzlenme: 2674
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR