MANŞET

SOSYAL MEDYANIN YAŞAMIMIZDAKİ YERİ

Gönül Görgülü

Gönül Görgülü

E-Posta :

 

Sosyal medyanın alternatif bir medya aracı olmasına rağmen, 2013 yılında yaşanan Gezi Parkı olayında kullanılmasıyla önemini bir kez daha anladık. Pek çok insan gibi ben de televizyon, radyo ve gazete gibi ana akım medya içinde sözüne güvendiğim (!),izlediğim televizyon ve dinlediğim radyo kanalını takip ederek haberdar olmak istiyorum. Okuduklarımda ve izlediklerimde doğru habere ulaşamazsam  “ Sosyal Medya” ya başvuruyorum.

Bu şekilde yurdun dört bir yanında olan biteni sansürsüz bir şekilde anında öğrenme olanağımız oluyor. Doğru bilgiye ulaşmak için twitter vb. kullanımının artma nedenlerinden biri de bu olsa gerek.

Birçoğumuzun çevresinde gazete okumayıp, televizyon izlemeden gündemi sosyal medyadan takip eden kişiler mutlaka vardır.

New York Üniversitesinin yaptığı bir araştırmaya göre Taksim’de yaşanan olaylarda iki milyon twitter mesajı gönderilmiş. Bu da ortalama olarak dakikada üç bin mesaj gönderilmiş demek oluyor. Olup bitenlerden bu yolla haberdar olabilmiştik. Ancak, şu noktayı da gözden kaçırmamak gerek. Ajitasyon, yanlış bilgilendirme ve yönlendirme konularında çok sayıda örneğe tanık olduğumuzu da göz ardı etmemiz gerekiyor.

Sosyal medya kullanımının önemiyle ilgili sadece ülkemizde değil, tüm dünyadan da pek çok örnek duyuyoruz, okuyoruz. Birinci dönem başkanlık seçimi çalışmalarında Obama’nın sosyal medyayı kullanarak özellikle gençler arasında iletişim ağı kurduğunu ve seçilmesinde bunun önemli bir payı olduğunu okuyunca şaşırmış ve bu işin nasıl bu şekilde başarıya ulaştığını düşünmüştüm.

Diğer bir örneği ise 2013 de Peru’da görülmüş. TECHO isimli sivil toplum örgütü, sosyal medyada başlattığı kampanya ile yoksulluğu kanıksamış halkın farkındalığını arttırarak projesinde başarılı olmuş. Twitter aracıyla gençleri örgütlemiş ve çalışmalara dahil ederek sonuca ulaşmış.

2011 yılında Mısır’da Tahrir Meydanı olayları yaşanırken Twitter üzerinden gönderilen mesajların %70’ini Mısır dışındaki ülkelerden gönderilen mesajlar oluşturmuş.

Ülkemizde ise durum tam tersi. Gezi olaylarında mesajların  % 90’ı Türkiye sınırları içinden gönderilmiş. Daha düne kadar pek dikkate almadığımız, eleştirdiğimiz “Y Kuşağı” gençlerinin bu başarısı hepimizin umutlarını yeşertti. Bu konudaki yorumları sosyologlara ve uzmanlara bırakıp, biz yine konumuza dönelim.

Baş belası olarak nitelendirilen Sosyal Medya başa bela oluyorsa varsın olsun, ama elbette topluma değil, toplumu ile barışık olamayan yönetimlerin başına.

Sosyal Medya deyince, işin bir de diğer boyutunu da yabana atmamak gerek. Sayısal çağın başlangıcında, yani günümüzde  “Sosyal Medya” nın tehdit ve tehlikelerini de bilmemizin çok önemli olduğunu unutmamalıyız. İnternetin her şeyi kaydettiği ve hiçbir şeyi unutmadığı bir dünyada hayatımızı nasıl yöneteceğiz?

Fazla düşünülmeden çekilmiş bir fotoğrafın ya da yazılmış bir yazının aylar, yıllar sonra bireysel veya iş yaşamımızda ciddi sorunlar yaratmasını nasıl önleyeceğiz?

Bahsettiğim sakıncalarla ilgili dünyada yaşananlardan işte birkaç örnek…

Facebook’ta  “ Öff,sıkıldım..”  dediği için işini kaybeden bir çalışan. Otuz yıl önce kullandığı LSD deneyimlerini bir dergiye yazdığı için ömür boyu ABD’ye girme hakkı elinden alınan diğer bir kişi.

Blog’una koyduğu fotoğrafında içki içerken görüntülenen ve alkole özendirdiği gerekçesi ile diplomasını alamayan, başvurduğu mahkemenin kamu görevlisi adayı olması nedeniyle itirazını geri çevirdiği bir üniversite öğrencisi.

Artık bizde de yeni yeni uygulanmaya başlayan bu yöntemle, çalışanların, iş başvurusunda bulunan

kişilerin sosyal ağları, grupları, fotoğraf ve video paylaşım siteleri, blogları, siteleri, twitter ve oyun siteleri kontrol ediliyor. İnternetteki bilgilere dayanarak iş başvuruları reddedilebiliyor.

Eskiden, sadece şöhretli kişilerin sorunu olan sürekli izlenmeleri ve her yaptıkları ve söylediklerini onlara karşı kullanılması giderek artık hepimiz için geçerli olmakta.

Mahremiyetimize karşı her gün artan yeni tehditlerden biri olan “kişisel bilgilerin süresiz saklanması ” olgusu ile baş edebilmenin teknik yönleri yanında hukuki açıdan da geliştirilmekte olan yöntemler ve araçları elimizden geldiğince izlememizde yarar var.

Sonuç olarak, yaşadığımız dijital dünyanın bu alanında da büyük değişikliklerle yaşamayı öğrenmekten ve doğal dengelerin oluşmasını beklemekten başka bir seçeneğimiz yok gibi görünüyor.


İzlenme: 530
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR