MANŞET

DÜŞÜNMEK Mİ …..? ÖZGÜRCE Mİ …..?

Gönül Görgülü

Gönül Görgülü

E-Posta :

 

Düşünce özgürlüğü konusu ülkemizde Osmanlı’nın son yüzyılından beri hep kısıtlayıcı yasalar bağlamında ele alınmış, tartışılmıştır. Gelmiş geçmiş iktidarlar düşüncenin her türlü anlatımını az ya da çok yasaklarla baskılamaya ve sınırlandırmaya eğilimli olmuşlardır. Son yıllarda baskıcı, otoriter düzeni benimsemiş egemen bir parti yönetiminin uygulamaları ile demokrasiden hızla uzaklaşmakta olduğunu gördüğümüz ülkemizde konu daha çarpıcı biçimde güncelleşmiştir. Yazarlar, haberciler, TV konuşmacıları tutuklanıyor, hapse atılıyor, işten çıkarılıyor, ağır cezalara uğrayabiliyor, öldürülebiliyor. En azından iki yüzyıldır gerçek aydın olan aydınlarımız düşünce özgürlüğü için yürekli bir savaşım içindeler: yazıyorlar, çiziyorlar, konuşuyorlar, fakat toplumun büyük kesiminde böyle temel bir konuda büyük bir değişme, gelişme olmuyor. Aydınlanma yolunda Cumhuriyet devrimlerinin büyük katkısı olsa bile düşünce özgürlüğü açısından etkili ve yaygın bir değişme olduğunu söylemek güç.

Bu ülkenin çocukları özgür düşünebilme yetisinden doğal gelişimine ve bu gelişim sürecinde karşılaştığı tutumlara bir göz atmamız gerekiyor. Konunun uzmanları, normal bir çocukta 2,5-3 yaşlarından itibaren devinim, konuşma, algılama, anlama gibi yetilerinin hızlı gelişmeye başladığını söylüyorlar. Bu dönemde çocukta sürekli merak ederek soru sorma tutkusu başlıyor. Bu tutku 4-7 yaşlarında doruğa varıyor. Bu yaşta çocuk, fiziksel ve toplumsal çevresinin çapını hızla genişletirken, kendi bedenini, oğlan kız farklılıklarını, cinsel konuları, yıldızları, sonsuzluğa dek her şeyi ve her şeyin nedenini bilmek, öğrenmek istiyor. Çünkü, özerk bir kimlik kazanma ve özgür düşünebilme gücü insanın evrimsel-kalıtımsal yapısında var. İnsanın doğuştan gelen melekeleri, ancak uygun toplumsal ortamda, uygun etkileşimlerle beklenilen düzeye erişebiliyor. Uygun ortam olmazsa, bu yetiler cılız kalıyor ya da tümden sönebiliyor.

İşte bu dönemde, toplumumuzda çocukların aile içindeki, okuldaki, genel toplumdaki yetiştirilme ve eğitim biçimlerine bakacak olursak büyük bir çoğunlukta merak ederek soru sorma, bilmediği, anlamadığı şeyleri öğrenmeye çalışma eğiliminin etkili bir biçimde baskılandığı, susturulduğu, hatta söndürüldüğü görülüyor.

Merak eden, atılgan olan çocuk “sen çocuksun, böyle sorular sorulmaz” gibi açık sınırlamalarla, baba, Allah, cin, şeytan, günah korkularla, tehdit yüklü şakalarla, saygısızlık gibi suçlamalarla, utandırmalarla susturuluyor.

Ailede, okulda, çocuğa özgür, özerk öğrenme, düşünme merakını aşılamayan, özerk kimlik gelişimini desteklemeyen, sorgulamadan öğrenmeye dayanan otoriter eğitim düzeni ne yazık ki bir hayli baskın ve yaygın. Bunun yanı sıra, evreni ve insanı soruşturmayan, insanın araştırıcı yönünü kısıtlayan, anlamadan ezberlemeyi ilke edinmiş yaygın dinsel eğitimin de bu kısıtlayıcı, baskıcı düzenin önemli ve etkin bir parçası olduğu bilinen bir gerçek. Cumhuriyet devrimlerinin eğitimdeki büyük atılımlarına karşın, ne yazık ki, çocuklarımızda özgür düşünebilmeyi kısıtlayan uygulamalar, toplumun büyük bir kesiminde sürüp gitmekte, hatta güçlenmektedir. Ülkemizin çocukları, sorgulamadan inanan, düşünmeden öğrenen kişiler olmaktadır. Böyle bir ortamda özerk, özgür düşünmenin toplumsal bir değer olarak yerleşmesini, köklü bir kişilik özelliği olmasını bekleyebilir miyiz? Elbette, hayır. Ülkemizde düşünce özgürlüğünün, araştırmacılığın bir türlü yerleşememesinin temel nedeni, merak ederek sorgulama, özgürce düşünme ve öğrenme yetisinin çocukluktan başlayarak baskılanmasıdır.

Merak etmeyen, sorgulamayan, kısacası özgür düşünemeyen bireylerin çoğunlukta olduğu bir toplumda düşünce özgürlüğü büyük bir değer taşımadığı için, düşünce özgürlüğünü kısıtlayan yasaları da kendimiz için önemli bir sorun olarak görmüyoruz. Bunu destekleyen göstergeler çoktur. Örneğin, özgür, akılcı düşünce yerine inanca dayalı örgütler ve politik akımlar yaygınlaşmaktadır. Düşünce özgürlüğüne sözde değer veriyor görünen, fakat inanmayan politikacılar çoğunlukta. Özgür düşünen yazarlar, ozanlar topluca yakılabilmekte, yakanlar, kışkırtılmış sayılıp dolaylı yollardan onaylanmaktadır (Sivas olaylarında olduğu gibi). Geçmişte ömrünü düşünce özgürlüğü savaşımına adamış yazarlarımız, ozanlarımız, düşünürlerimiz bu ülkede az acı çekmediler. Günümüzde de çok çekiyorlar. Uygar insan olmanın en önde gelen koşullarından olan özgür düşünebilmeyi benimsememiş geniş bir toplum kesimi bu acılara duyarsız kalabiliyor. Bu duyarsızlık, baskıcı ve otoriter politikacılarca sömürülüyor, onların önemli güç kaynağı olabiliyor. Bu kısır döngü içinde düşünce özgürlüğü savaşımının daha uzun yıllar süreceği anlaşılıyor. Tüm bu koşullara rağmen, yürekli ve yılmadan mücadele eden aydınlarımız var oldukça umudumuzu korumaya devam etmeliyiz..

 


İzlenme: 532
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR