MANŞET

ÖYLE MEKTUPLAR Kİ…

Gönül Görgülü

Gönül Görgülü

E-Posta :

 

Bak postacı geliyor, selam veriyor,

Herkes ona bakıyor, merak ediyor

Bugünlük bu kadar, hoşça kalınız,

Yarın yine gelirim, darılmayınız.

İlkokulda öğrendiğimiz bu şarkıyı kaç kişi hatırlıyor acaba? Sevgililerin yolunu gözlediği, uzaktaki yakınlarından haber getiren, bayramlarda kapımızı çalınca bayram bahşişi verdiğimiz postacı mı kaldı. Günümüz postacıları, ancak, bankaların ve resmi dairelerin gönderdiği mektupları taşıyorlar.

Geçtiğimiz yılbaşı öncesi, eskiden yaptığım gibi, dostlarıma yeni yıl tebrik kartı göndermek istedim. Ancak, farkettim ki, artık bir iki kişi dışında, hiçbirinin posta adresine sahip değildim, artık bir adres defterim bile yoktu. İçim burkuldu. Ben ki, güzel olan gelenek ve alışkınlıklarımı devam ettirme konusunda hassasiyet gösteririm ve herkesin de göstermesini arzu ederim. Ama, ne yazık ki, gelinen nokta bu ve bu durumu kabullenmekten ve ayak uydurmaktan başka yapacağımız ne olabilir, bilemiyorum.

İnsanların birbirleriyle haberleşmek için duman ve güvercini kullanmaları ilk başlarda yeterli olsa da, duygu ve düşüncelerini paylaşmak için başka bir şeye ihtiyaç duydular. Bu da mektuptu. Sonrasında telsizler, telefon ve derken mobil telefon.

Ama, bütün bunların içinde, ayrı bir yeri olan mektup, zaman içinde, yazarının bir konu hakkındaki görüşlerini aktaran bir edebî tür haline geldi. 

Hatıratlar ve güncelere benzer özellikler taşıyan, deneme tarzında da yazılabilen mektuplardan, sanatçıların şahsiyetleri, sanat anlayışları hakkında bilgiler öğrenebiliriz. Edebiyat ve fikir adamlarının özel mektupları, edebiyat tarihini ve sosyal tarihi aydınlatan önemli belgelerdir. Aşk mektubu, arkadaş mektubu, asker mektubu, mahpus mektubu, iş mektubu, tavsiye mektubu, ihbar mektubu, hayran mektubu, okur mektubu, tehdit mektubu, resmî mektup, davet mektubu, veda mektubu gibi farklı türleri olan mektuplar… Roman ve hikâyelerin kurgularında olayın akışını değiştiren, entrikayı açıklayan bir yardımcı unsur işlevini yüklenen mektuplar. Her mektup, bir itiraf, kahramanın iç dünyasını yansıtan özel bir metindir âdeta. Kimi zaman aradan 25 sene geçiyor, kimi zaman daha da fazla. Yıllardır gizli kalmış köşelerinden çıkıp, bir kitapta toplanıyor ve       herkesin erişimine açılıyor. Söz konusu olan, topluma mal olmuş kişilerin birbirleri arasındaki mektuplaşmaları.

İster entelektüel olsun ister duygusal, saklı kaldığı o uzun yıllar boyunca sadece yazarı ile okuru arasında bir sır olarak kalan mektupların bir kitapta derlenip herkesin erişimine açılmasının sosyo-kültürel değerlendirmesini konunun uzmanlarına bırakmak daha akıllıca.

Bu örneklerle karşılaştırınca şunu sormadan edemiyorum: Acaba iki kişi arasında dijital yazışmalar da günü geldiğinde ( e-) kitaplaştırılacak mı? Daha doğrusu kitaplaştırılacak mı?

Artık giderek elimizi kağıttan kalemden çeker olduk. Varsa yoksa klavye. İster masa üstünde olsun, ister ekran üstünde. Ellerimiz kalem tutma ve yazma için gerekli olan fiziksel beceriyi yitirmeye başladı. En son ne zaman oturup bir sayfa uzunluğunda bir metni kaleme aldınız? Ya da, bu deneyimi ne zaman yaşadığınızı anımsamıyorsanız, alın elinize bir kalem, başlayın yazmaya. Bakın bakalım, parmaklarınız, o harfleri, kelimeleri kağıdın üstüne nakletmek için gerekli olan kas hareketlerini akıcı bir şekilde yerine getirebiliyor mu?

Elektronik posta ile gelen mesajlar, postadan gelen mektuplar gibi değerli kabul ediliyor mu? Onlara gösterildiği gibi ihtimam gösteriliyor mu? Saklanıyorlar mı? Zaman zaman yeniden açılıp yeniden okunuyorlar mı?

Nietzsche, yaşamına daktilo cihazı girip de, yazılarını kalemle yazmayı bıraktığında, metinlerinin içeriğinde de bir değişiklik olduğunu tespit ettiğini söylemiş. Yazılarının artık daha kısa ve katı olduğunu açıklamış. Nietzsche’nin tespiti önemli, çünkü, yazım donanımız, düşüncelerimizin oluşumunda rol oynuyor.

Bu tespit günümüz için de geçerli. Daktilonun tersine, dijital teknolojilerin getirdiği esneklik, metni kolayca ve defalarca değiştirebilme imkanı da düşüncelerimizin oluşumuna katkıda bulunuyor. Temel bir farkla. Değiştirmesi kolay olduğundan, yazılan metin, kısa ve katı değil, tam tersine uzun ve esnektir. Öyle ki, bu metin, örneğin edebi bir eser haline gelip yayınlandıktan sonra bile her an değiştirilmeye açık. Yeter ki yazarı, onu bilgisayar ekranına geri getirsin.

Biraz da bu nedenle, dijital dünya, sürekli bir “beta” (uyanık olma ve farkındalık hali) halinde diyebiliriz. Ürün, hiçbir zaman son şeklini almaz. Başka kelimelerle ifade etmek gerekirse, dijital dünyada, ürün denilen şey, hiçbir zaman olgunlaşmaya fırsat bulamıyor, ne yazık ki. Ham olarak dalından koparılıp, sirkülasyona sokuluyor ve ham olarak tüketiliyor. Bu sürece  karşılık veren günümüzün son dalgası ise, sosyal medya siteleri. Sadece bir saatlik bir sosyal medya yolculuğunda maruz kaldığımız dijital içerik, belki de, kırk sene önceki yaşamlarımızın bir yılında maruz kaldığımız içerik miktarındadır.

Hal böyle olunca, yazının başındaki iki soruya cevap bulmak daha da zorlaşıyor. İki kişi arasındaki sırdaş e-postalar, gelecekte e-kitap olarak yayınlanabilir mi? Bu dijital içerik, eskinin mektuplaşmalarındaki seviyede midir?

Araştırmalara göre özellikle genç nesiller, bir zamanlar sıklıkla kullandıkları e-posta yerine, sosyal ağ sitelerini kullanarak iletişim kurmayı günümüzde daha çok tercih ediyor. Bununla birlikte, deneyimlerimize dayanarak, iletişim kurma tercihlerinin, yaşla bağlantılı olarak değiştiğini söyleyebiliriz.


İzlenme: 815
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR