MANŞET

İNSAN ODAKLI MI, RANT ODAKLI MI?

Gönül Görgülü

Gönül Görgülü

E-Posta :


 Çözüm odaklı olmak, kıt kaynakları en iyi şekilde değerlendirmesini bilmek, ülke ekonomisini ileriye taşıyacak stratejileri oluştururken gezegenin önünde tehdit olarak duran küresel ısınma ve doğa tahribatını temel almak. Bir anlamda küresel bir tehditi fırsata çevirmeyi başarmak.

Mart ayında Helsinki’de çevre teknolojilerinin tanıtılması amacıyla düzenlenen beş günlük geziye katılanlara, tanıtıldı.

Topu topu bir milyon nüfuslu bir kent olan Helsinki, kentlerin sürdürülebilirliği için nasıl politikaların oluşturulması gerektiği ve kentlilik bilinci gibi, ne yazık ki ülkemizde örneklerinin yok denecek kadar az olduğu kavram ve olguların gözlemlendiği şehir. 2050 yılında nüfusun 750 bin daha artacağı öngörülüyor. Yeni stratejik bir kent planlamasına ihtiyaçları olduğunu anlamaları üzerine önlerindeki seçenekleri değerlendirmelerinin sonucunda ya yeşil alanları kentleşmeye ve imara açarak genişleyecekler, ya denizi ihtiyaçları doğrultusunda dolduracaklar, ya da var olan otobanları normal yollara, bulvarlara dönüştürerek etrafına yeni yerleşimleri inşa edeceklerdi. Sonuncuyu seçtiler. Şimdi yeni tramvay ve bisiklet yolları ve yeşil alanları da kapsayacak şekilde çalışmalara başladılar.

Burada söz konusu olan sadece kentin büyümesi değil, yeni yerleşimlerde enerji verimliliği, su yönetimi, atıkları enerjiye dönüştürmek, yenilenebilir enerji gibi çözümlerin de yaşama geçirilmesi de bir o kadar önemli.

Rant odaklı olmakla insan odaklı olmak arasında tercihini çoktan yapmış bir ülke Finlandiya. Nüfusunun az olması, Avrupa Birliği bünyesinde yer alması önemli avantajlar, ama dahası da var. Dünya Gelişmişlik Endeksinde en üst sıralarda, hele Yoksulluk Endeksinde en temiz ülke. Eğitim ve sağlık tamamen parasız, eğitim kalitesinde dünyanın en iyi ülkelerinden. Madalyonun öbür yüzünde ise zorlu iklim koşulları, kıt doğal kaynaklar, kış aylarında her tarafın donduğu bir ülke olması var. Ama bunu bile avantaja çevirmeyi bilmişler. Ekonomi Bakanı, bu durumu  “İnsanlar, fiziksel yaşam koşullarını iyileştirmek için hem kaynakları doğru kullanmayı öğrenmek hem de sürekli çözüm odaklı düşünmek zorundalar.” diye açıklıyor. Bugün Finlandiya’nın toplam ihracatında cleantech yani temiz teknolojilerin payı yüzde 20. Amaç, hem bu payı arttırmak hem de yeni istihdam yaratmak. Bakan, ”Fırsatlar zayıflıkların içinde gizlidir.” sözü ile durumu özetliyor.

Dikkat çeken diğer bir husus ise tüketicilerin bakış açısı. Bilinçli tüketici, seçimleriyle fark yaratıyor ve iklim değişikliğiyle mücadelede ve kaynakların korunmasındaki rollerinin farkındalar. Bu bakış açısıyla, yenilenebilir materyallerden üretilen ürünleri tercih ediyorlar. Bu da, ülkenin sürekli gelişmesini sağlayan faktörlerden biri.

Iphone, Finlandiya ekonomisinin bel kemiği olan Nokia’yı tahtından indirince, ardından Ipad, ülkenin geçim kaynağı olan ormancılık sektörüne darbe indirince “ Acaba neye odaklanmalıyız?” diye düşünmeye başlamışlar. Dünyanın geleceği ile ilgili küresel tahminlerin Finlileri getirdiği nokta ise temiz teknolojilere yönelmek olmuş. Yazılı basının yerini dijitale bırakması ile ormanlardan gelen geliri bu kez orman kökenli biyokütle enerjiden sağlamaya başlamışlar. Enerji verimliliğini arttıran uygulamalardan, atık ve su yönetimine, yenilenebilir enerji kaynaklarına kadar birçok alanda şirketler yenilikçi çözümler geliştiriyorlar.

Finliler bunu nasıl yapıyor?

Öncelikle hükümet, oluşturduğu politikalar ile öncü rolü oynuyor. Özel sektör ile yoğun işbirliği ve destekleme mekanizmaları oluşturuyor. Örneğin; Cleantech Finland, Finlandiya’nın çevre ve enerji şirketlerini aynı çatı altında toplayan bir kurum. Bünyesinde hem büyük hem orta ölçekli hem de küçük şirketler var. Hem Finlandiya’da yenilenebilir enerji sektörünün gelişmesi için çalışmalar yapıyor hem de 40’ı aşkın ülkede açtığı ofislerle bu şirketleri yurt dışı pazarlara açıyor. Devletin Ar- Ge’ye ayırdığı fonların yüzde 40’ı enerji ve çevre sektörüne gidiyor. Zaten amaç, gelişmekte olan ülkelere bu teknolojileri pazarlayabilmek.

 Bir diğer önemli kurum, bağımsız bir think tank kuruluşu olan Demos Helsinki. Sürdürülebilir Yaşam tarzlarına ilişkin yeni fikirleri ve girişimcileri hem yönlendiriyor hem destekliyor. Temiz teknolojiler diye tanımlanan cleantech büyük bir hızla dijital dünyaya eklemleniyor. Yakın gelecekte hemen her endüstrinin içinde hem cleantech, hem ICT (bilişim teknolojileri) olacağını belirtiyorlar. Günümüzde doğal kaynakların yüzde 80’ni gıda, konut ve ulaşıma harcandığı için cleantech’in en fazla yoğunlaşacağı üç alanın da bunlar olduğu vurgulanıyor. Akıllı termostat ve duman dedektörü üreten Nest adlı firmayı kısa bir süre önce Google’ın satın alması, nesnelerin interneti adı verilen olgunun nasıl yaşamlarımızın içine gireceğine en iyi örnek.

Bir diğeri kişisel karbon ayak izini ölçümleyen bir alet üreten Finli Ecompter firması.. Hindistan’da bir otel zinciri bu uygulamayı satın almış, müşteri ne kadar az enerji kullanıyorsa o kadar az para ödüyor. Bu noktada biraz da Tekes’den bahsetmek gerekiyor. Tekes, Ekonomi Bakanlığı bünyesinde kurulan bir kurum. Finli ve yabancı şirketler ve araştırmacılar, bilim insanları arasında bir ağ konumunda. Kar amacı gütmüyor. Birçok ülkede ofisleri var. Yeni girişimcileri, yeni inovatif projeleri destekliyor; ve temiz teknolojiler ile çok yakından ilgileniyor: Dalgadan enerji elde etmek ya da Tanzanya gibi yoksul ülkelerde çocuklara güneş enerjisi ile çalışan tabletlerle bir eğitim ortamı yaratmak gibi.

Finlandiya, topraklarının yüzde 60’ı ormanla kaplı bir ülke olmasına ve kâğıt ihraç etmesine rağmen ders kitaplarını üç yıl boyunca kullanıyor. (Kimi Avrupa ülkelerinde bu süre beş yılıdır.)  Öğrencilerine verdiği ders kitabını öğretim yılı sonunda toplayıp bir sonraki yıl diğer öğrencilerin kullanmasını sağlıyor.

Finlandiya’nın ün büyük enerji şirketi Helsingin Energia, 400 bin müşteriye hizmet veriyor. Helsinki’nin ısıtma ve soğutma gereksiniminin yüzde 90’ını bu şirket karşılıyor. Nasıl mı?  Öncelikle deniz suyunu kullanarak.  Bir veya birçok enerji kaynağında üretilen ısı (ki burada katı atıktan tutun jeotermal ve güneş enerjisine kadar...) ön yalıtımlı borular ile kentin altından ısı kullanıcılarına (endüstri tesisleri, toplu konut uygulamaları, mahalle ve şehir vb.) taşınarak ısınma ve sıcak su ihtiyaçları karşılanıyor.

Türkiye’de başta büyük kentler olmak üzere hemen hemen her şehir devasa bir şantiyeye dönüşmüş durumda. Bir yandan kentsel dönüşüm öte yandan siteler, AVM’ler, hastane, okul ve benzeri yapılar... Ancak hiçbirinde çevre dostu teknolojilerle enerji ihtiyacının karşılanması gündemde bile değil. Kışın doğal gaza, yaz aylarında ise klimalarla elektriğe giden onlarca para... Finlandiya ise, mantığını ve stratejisini bütünüyle çözüm odaklılık ve sürdürülebilirlik üzerine oturtmuş olduğu için enerji ihtiyacını da bu doğrultuda karşılıyor. Üstelik uzun vadede çok daha düşük maliyetlerle..

Ne denebilir ki bunca şeyi öğrendikten sonra? Sözün bittiği yer işte…


İzlenme: 465
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR