MANŞET

GDO ,MONSANTO VE DİĞERLERİ….

Gönül Görgülü

Gönül Görgülü

E-Posta :


Monsanto, DuPont, Novartis  ve Bayer….  Sahibi ya da ortak oldukları kurumlarla birlikte yeryüzündeki insanların kaderini ellerinde tutan bio kimya teknolojisinin devleri… Kanser yapan hormonla beslenen besi ve süt hayvanları, GDO’lu tohumlar, suları kirleten tarım ilaçları ve deterjanlar, plastik, teflon… Bütün bunlar, birkaç ülkenin toplam bütçesini aşan kazançlarını sürdürmek için her türlü hileye başvuran çokuluslu şirketlerin marifetleri.

İnsanlık yararına diye içinde zehirli maddenin bulunduğu ürünleri pazarlamak için rüşvete bağladıkları laboratuvarlar ve güçlü ve baskın lobileri olan bu şirketlerin son yalanı ise şöyle; “Yeryüzü kaynakları insan nüfusunu beslemeye yetmez, bu nedenle GDO’lu tarım zorunlu.”  Küresel çaptaki son pazarlama taktikleri bu gerekçe.

Güney Amerika ülkelerindeki tarım alanlarını ele geçirmelerine, binlerce yıldır ekilip biçilen doğal tohumlara patent alarak kullanımlarını yasaklamalarına ve zorla GDO’lu ürün ektirmelerine rağmen Meksika ve Brezilya’daki çiftçiler ve köylüler geleneksel, doğal tarım yapmakta kahramanca direniyorlar.

Türkiye’de  Monsanto yok mu sanıyorsunuz?  İznik Gölü sularının peşkeş çekildiği, yıllardır yiye geldiğimiz pancar şekerinin feda edildiği CARGİLL şirketinin kime ait olduğunu zannediyorsunuz? Tabii ki dünyadaki  GDO’lu ürünlerin  %80 ini laboratuvarlarında üreten,  %90 ının dağıtımını yapan Monsanto’ya..

Tarımsal biyoteknoloji şirketi Monsanto, mısır, soya fasulyesi, pamuk, buğday ve şeker kamışı gibi genetiğiyle oynanmış tohum ürünleri ve pestisit adlı haşere ilacı üretimiyle tanınıyor. Ülkemizde yapılan tarımın ve hayvancılık sektörünün her aşamasında kullanılan kimyasallar bu şirketin ürünleri… 1974’te etken maddesi glifosat olan Roundup ilacını, daha sonra 1996’da genetiği değiştirilmiş organizmaları (GDO) piyasaya sürdü.

Kimya ve ilaç devi Bayer, Amerikan Monsanto şirketini Haziran 2018'da 66 milyar dolara satın aldığını duyurmuştu. Ancak firmanın Avrupa'da faaliyete geçebilmesi için Avrupa Komisyonu'ndan onay alması gerekiyor. Karar için yapılacak araştırmalar son olarak 12 Mart 2018'e ertelenmişti. Alman Bayer'in Monsanto'yu satın alarak bu tartışmalı teknolojiyi Avrupa kıtasında yaygınlaştırmayı hedeflemesi çevrecilerin tepkisini çekiyor. Bayer ise dünya nüfusunun 2050'ye kadar üçte bir oranında artacağının öngörüldüğünü hatırlatıyor ve küresel gıda ihtiyacının temininde yeni teknolojilerin kullanılması gerektiğini savunuyor.

Ayrıca, bunları  kullanmıyorum diyen üreticinin sözlerine de pek itibar etmemek gerek. Yeri gelmişken, açıklamadan geçemeyeceğim; annemi bile iki karışlık bahçemizde  bunları kullanmaması gerektiği konusunda ikna çabalarımız uzun zaman almışsa, geçimi  buna bağlı olanların durumunu varın siz düşünün artık.

Glifosat bazlı “ot ilacı”, Türkiye’de de bolca ve giderek artan miktarlarda kullanılıyor ama Türkiye’de bu konu ile ilgili herhangi bir açıklama yapılmış değil.

Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı glifosatın  toprakta 10-15 gün içerisinde toprak mikroorganizmaları tarafından parçalandığını belirtse de, uzmanlar ilacın toprak ve iklim koşullarına göre 197 güne kadar toprakta kalabileceğini belirtiyor.

GDO’lu tohum kullanan üreticilerin uzun dönemde eskiye göre daha fazla yabani otları öldürücü kimyasal (herbisit) kullandıklarını ortaya çıkmış. Glisofat toleranslı soya fasulyesi ekilen alanlardaki yabani otlar glisofat direnci geliştirdiklerinden bu alanlardaki herbisit kullanımı artmış. Böceklere karşı dirençli mısır tohumu ekilen alanlarda ise böcek ilacı kullanımı azalmış. Böcek ilacı kullanımındaki düşüşe rağmen, herbisit kullanımındaki bu büyük artış; GDO’lu tohumlarla yapılan tarımın çevresel etkileri konusunda ciddi şüphe ve tehlike oluşturduğuna dikkat çekiyor. Tarımda bu kadar yoğun herbisit kullanılması biyoçeşitliliğin azalmasına, su ve hava kirliliğinin ise artmasına sebep oluyor.

Dünyanın en çok kullanılan tarım zehri  glifosatın zararı bununla da bitmiyor. Arıların bağırsaklarındaki faydalı bakterilerin bir kısmını öldürerek, arıların enfeksiyonlara karşı direncini düşürüyor ve zararlı bakterilere bağlı ölüm risklerini arttırıyor. Yapılan çalışmalar, glifosatın dünyadaki arı ölümlerinin sebeplerinden biri olabileceğine dair kanıtlar sunuyor. Şirket ise zarar vermediğini iddia ediyor. Ancak rapora göre, bu enzim neredeyse tüm arı türlerinin bağırsak mikrobiyotasında bulunuyor ve arıların büyüme ve hastalıklara karşı direnciyle doğrudan ilişkili.

Kanser hastalığının ne kadar yayıldığı belli olmasın diye 2005 yılından bu yana istatistik tutulmayan ve yayınlanmayan ülkemizde,  özellikle son yıllarda korkunç boyutlara ulaşan kanser vakalarında kullanılan tarım ve böcek ilaçlarının, pancar şekeri yerine mısır şurubu kullanılmasının, besi hayvanlarına verilen katkı maddelerinin, hormonların ve antibiyotiklerin etkisi göz ardı edilemez.

Tarım ilaçlarının sızdığı, içtiğimiz, yıkandığımız  yer altı ve yer üstü suları, denize akıtılan kimyasalların ve ağır metallerin biriktiği balıkları yemek sadece vücudumuza ve  organlarımıza zarar vermekle kalmıyor, anne karnındaki ceninlere de aktarılarak kanserli doğan bebek  sayısını arttırıyor. Zeka ve gelişim bozukluğu görülen çocuk sayısı ise artık azımsanmayacak durumda.

Yabani otları yok etmek için kullanılan ilaçlarındaki glifosat maddesi nedeniyle kan kanserine yakalandığı gerekçesiyle ABD merkezli i Monsanto’ya dava açan Amerikalı bir çiftçi, mahkemece haklı bulundu. Şirket, Ağustos 2018 de 289 milyon dolar tazminat ödemeye mahkum edildi. Bu dava, glifosatın kanserle ilişkili olduğu iddiasıyla açılan ve sonuçlanan ilk dava olarak tarihe geçti. ABD’de Monsanto’ya 8,000 üzerinde benzer dava açıldı.

Son 20 yılda, tüm dünyada tarım alanındaki en çarpıcı gelişme genetiği değiştirilmiş mahsullerin üretimi ve yaygınlaşması oldu. Küresel tarımın bu yeni teknolojiye geçişi de beklenenden hızlı oldu. 

 Genetiği değiştirilmiş mahsüllerin çevre ve insan sağlığına etkileri konusunda bugüne kadar yüzlerce araştırma ve çalışma yapıldı. Bu çalışmaların çoğu yalnızca son birkaç yıllık verileri kapsadığı için ‘genetiği değiştirilmiş gıda’ konusu gelecekte doğacak sonuçları yansıtmadığı, söylenen argümanlar arasında.

Avrupa Birliği’nde konuyla ilgili fırtınalar koparken, Türkiye’de ise glifosat kullanımıyla ilgili Tarım Bakanlığı’ndan herhangi bir ses yok. Tek bilinen, bu kimyasal ilacın kullanımının her geçen gün arttığı.

Biliyorum, çok iç karartıcı bir tablo çiziyor bu yazdıklarım. Ancak, hepimizin bütün bunların ayırdında olması yetmiyor  elbette. Bu konularla ilgili yapılan ve yapılacak olan kampanyalara destek vermeli ve beri yanda bireysel mücadelemizi de sürdürmeliyiz.


İzlenme: 346
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR