MANŞET

22 MART DÜNYA SU GÜNÜ

Gönül Görgülü

Gönül Görgülü

E-Posta :


 Bu kış yeterince yağış olmaması, suyla ilgili zaten var olan endişelerimi iyice arttırdı. Şubat ayında dışardaki çiçekler sulanır mı? Bahçeyi sebze ekimine hazırlamak için sürdürmek gerek.  Toprak, makinenin çalışmasına izin vermeyecek kadar sert olduğu için, öncesinde yumuşasın diye bolca suladık. Bütün bunlar ve benzeri şeyler olurken endişelenmemek mümkün mü?

Yakın gelecekte bizi bekleyen susuzluk tehlikesine nasıl dikkat çekilir bilemem. Günlük yaşamımda su kullanımıyla ilgili yaptığım tasarruflar var elbette ancak ne yazık ki bu bireysel tedbirler dünyayı su sorunundan kurtarmıyor.

1960 lı yıllarda hızla gelişmeye başlayan sanayileşme beraberinde çevre sorunlarını da gündemimize getirmiş ve insanoğlu her geçen yıl artan ve çeşitlenen ekolojik tehditlere karşı çözüm üretebilmek noktasında yetersiz kalmıştır.

Hepsi de önemli olan bu sorunlardan birisi de “su” dur.  Yaşamın vazgeçilmez bir unsuru olan su, yerine başka bir madde ikame edilemeyen, sınırlı bir doğal kaynak.

Dünya üzerinde yaşamın kaynağı olan su, insanlık tarihi boyunca da yerleşim merkezlerinin kurulmasında önemli bir etken olmuştur. Günümüzde, her geçen gün daha fazla kirlilik üreten sanayinin ihtiyaç duyduğu temiz su miktarı da aynı hızla artmaktadır. 1960 yılında tüketilen temiz suyun %12 si endüstri, %70i tarıma, kalanı da evsel kullanım için harcanmaktayken, 2000 yılına gelindiğinde endüstrinin toplam su tüketimindeki payı % 59 a yükselmiştir.

Sizleri rakamlarla boğmak istemiyorum ama durumun ciddiyetini ancak bu şekilde anlatmak mümkün  bence. Yeryüzündeki ulaşılabilir tatlı su miktarı %2  iken ve bunun yarısından fazlası sanayi tarafından kullanılırken, neo liberal politikacılar tarafından suyu tasarruflu kullanmamız yönünde uyarılar yapılmakta, suya zam yapılması haklı gösterilmeye çalışılmakta ve de sağlıklı bir yaşam için gerekli su tüketim miktarının altında su kullanmaya mahkûm edilmekteyiz..

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1993 yılında, gelecekte bu konuda bizi ne gibi tehlikelerin beklediğini öngörerek, dünya genelinde giderek büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek amacıyla 22 Mart tarihini "Dünya Su Günü" olarak ilan etti.

2010 yılı için belirlediği “Sağlıklı bir yaşam için temiz su” sloganıyla, su miktarının yanı sıra su kalitesinin de göz önünde tutulması gerektiğine dikkat çekmeyi amaçlamıştır

Suyu dikkatli kullanmanın yanı sıra su kaynaklarının sürdürülebilirliği de önemlidir.  Bazı su kaynaklarını içme suyu havzası olmaktan çıkararak, içme suyu havzalarını yerleşime açarak suyun metalaştırılması ise bildiğimiz bir gerçek.

Her geçen yıl daha da yakıcı bir sorun haline gelen suya erişim, sadece insanlar için değil, tüm canlılar için tehdit oluşturmakta.

Ayrıca, yeraltı sularımızın bilinçsiz bir şekilde ve verimsiz bir şekilde tüketilmesi devam ediyor. Yeraltındaki suyun seviyesi, bu nedenle, her geçen gün düşüyor.

1996 yılında, dünya genelinde suyu yönetecek temel politikaları belirlemek amacıyla bir araya gelen hükümetler, Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası gibi uluslararası örgütler Dünya Su Konseyi’ni oluşturmuş olup her üç yılda bir düzenlenen Dünya Su Forumlarında suyun ticari bir meta olduğu ve temiz suya erişim sorununun özelleştirmeler ile çözüleceği yinelenmekte. Oysa, suyun özelleştirildiği ülkelerde, suyu satın alamayan halklar, İngiltere’de kolera, tifo gibi salgın hastalıklar ve bebek ölümleriyle karşılaştılar. Meksika’da yağmur suyunu toplayıp kullandıkları için hapisle cezalandırıldılar. Nijerya’da günlük bir bardak su ile bütün ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kaldılar.

Ülkemizde ise su durumu hiç de iç açıcı değil. Türkiye’nin yıllık ortalama yağış miktarı dünya ortalamasının oldukça altında olduğu için gelecekte su kıtlığı yaşayabilecek ülkeler kategorisinde yer alıyor. Bu bakımdan Türkiye'de su kaynaklarının planlı kullanılması ve sektörel önlemler alınması için ulusal ve uluslararası alanda çalışmalar yapılması gerekiyor.

2009 yılında ülkemizde toplanan Dünya Su Forumunda, suyun piyasada fiyatlandırılması, evlere, tarlalara kontörlü sayaç takılması kararları ile suya erişimin en temel insan hakkı olduğu göz ardı edilmiştir.

Ülkemizde, su hizmetlerinin finansmanında özgün bir örnek olan Dikili’de 2010 yılında, suyu 10 tona kadar ücretsiz verdiği için görevi kötüye kullanma nedeniyle Belediye Başkanı ve meclis üyeleri yargılandı. Uluslararası su hareketlerinin de ilgi odağı haline gelen Dikili örneği su kıtlığını aşma meselesindeki yaklaşımın, piyasacı tezlere tamamen aykırı olduğu görülmektedir. Özellikle evsel su kullanımında daha az su kullananın ödüllendirilmesi; daha fazla su tüketenin cezalandırılmasına endeksli bu yaklaşımın bölgedeki turistik tesislere yansıması başka bir konu.

 Önemli olan, beraatla sonuçlanan bu davada suyun yaşam hakkı olduğu yönünde bir kararın çıkmasıdır. 

Dere ve nehirler üzerinde yapılan veya yapılması planlanan hidroelektrik santral projeleri ile su havzaları, kuraklık ve doğal yaşam ortamlarının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmıştır.

Birleşmiş Milletler, 2017 yılında, ‘Dünya Su Günü’nün temasını “atık su” olarak belirlemişti. Bunun nedenini de, atık suları arıtma ve geri kazanma konularına dikkat çekmek, bu oranın artırılmasını sağlamak olarak açıklamıştı.

Dünyada her yıl milyarlarca atık su üretildiğini ve gelişmekte olan ülkelerde yasal ve finansal yoksunluktan dolayı atık suyun %80’inin arıtmadan deşarj edildiğini raporladı.

Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, suları arıtarak güvenli su haline getirmenin maliyeti, güvenli olmayan su kullanımdan kaynaklanan sağlık sorunlarının maliyetinden daha düşük.

Ülkemiz sanıldığının aksine su zengini bir ülke değildir. Ülkemizde ise, halâ “kirleten öder” prensibinin su kaynağını kirlenmeden koruyamayacağı ya da “bırakalım kirlensin, nasıl olsa arıtılabilir” anlayışıyla su yönetimi ise anlaşılır gibi değil.

Su faturalarınızı incelerseniz atık su için alınan tutarın kullandığınız su tutarına yakın olduğunu göreceksiniz.

Birkaç sene önce, dinleyici olarak katıldığım Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinin düzenlediği çalıştayda, atık su yönetiminin önemli bir konu olduğu vurgulanmıştı. Bunun su tüketimini azaltmaya yönelik çalışmaları da kapsadığı ve atık suyun geri kullanımına yönelik çözümlerin, atık su yönetiminin önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulandı. Endüstriyel kaynaklı atık su arıtımında en uygun arıtım yöntemi ve proseslerin belirlenebilmesi için; tesisin üretim prosesi, üretimde kullanılan maddeler, açığa çıkan atık suyun debisi, kirlilik yoğunluğu gibi verilerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmişti.

Yeryüzündeki suyun % 97.5’u tuzlu su, yani denizler ve göller. Tatlı su oranı sadece % 2.5 ve bunun

 % 70’i kutuplarda, yüzde 30’u ise yüzey ve yeraltı suları.

Bireyin temel gereksinimleri için günlük temiz su ihtiyacı 20-50 litre.

Durum böyleyken, hızlı nüfus artışı, iklim değişikliğine bağlı olarak değişen yağış modelleri ve küresel ısınma gibi nedenlerle tatlı su kaynakları ne yazık ki her geçen yıl azalıyor. 2030 yılında, dünyada su ihtiyacının yaklaşık %50 oranında artacağı tahmin ediliyor.

Su sorununun çözümü için uzmanların önerilerinden bir kaçını paylaşmak istiyorum.

a)     Su problemine kriz yönetimi değil risk yönetimi mantığı ile yaklaşılması,

b)    Bu bağlamda arz ve talebin doğru yönetilmesi,

c)     Doğru yatırımların doğru zamanda yapılması.

d)     Su hakkında söz sahibi otorite sayısının en aza indirilmesi gerekmektedir,  

e)     Kuraklığı ülke genelinde izleyecek, gerekli uyarıları zamanında yapacak, alınması gerekli önlemleri yetkililere ve kamuoyuna zamanında duyuracak, kuraklık konusunda bilimsel araştırmalar yapacak bir merkezin olması.

  Kuraklık meteorolojik kuraklıkla başlar, bunu hidrolojik, tarımsal ve sosyo-ekonomik kuraklık takip eder.  Bu nedenle yağışın yersel ve zamansal dağılımı çok iyi takip edilmelidir.

 Su kıtlığının çözümünde su tüketiminin sektörler arası dağılımı dikkate alınması gereken diğer bir husus olduğu da vurgulanan konulardan bir diğeri. 

Bu karamsar tabloyu değiştirmek, yaşamımıza ve geleceğimize sahip çıkmak için hepimiz üzerimize düşeni yapmak zorundayız.

Son söz olarak şunlar söylenebilir;

Su, bir insan hakkıdır; özelleştirilip, satılamaz.

Herkese yeterince su sağlanması bir kamu görevidir;

Su, hiçbir gerekçeyle kişilere veya şirketlere devredilemez.

Su kaynaklarının yönetimi katılımcı bir yönetimle yapılmalı ve demokratik bir yapıda olmalıdır.

Su, insanlarla birlikte her tür canlıya aittir.

Bütün su kaynakları doğal havzalarında kalmalıdır.

Kirletilen su arıtılmalı, dönüştürülmeli ve doğaya yeniden ancak böyle salınmalıdır.

Sağlıklı ve temiz suya erişim, ekonomik kaygılardan bağımsız olarak bir insan hakkıdır.

 

 

Kaynak:   Dünya Sağlık Örgütü(WHO), UNESCO(BM Eğitim, Bilim, Kültür Örgütü), WPI(Uluslararası Su   

                   Ortakları)


İzlenme: 405
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR